Devlet Bahçeli ‘nin sır dönüşümü

a

Devlet Bahçeli ‘nin sır dönüşümü Siyasette ittifak ortaklıklığı, bir ortağın diğer ortağın yaptığı her şeyi şartsız koşulsuz, sonuna kadar savunmak mıdır? Bir “dava”yı savunan, ne olursa olsun, kendi belirlediği temel ilkelerle çelişebilir mi? Bugün ak dediği bir değil on değil yüz şeye, yarın kara diyebilir mi? Derse, artık o kişinin saygınlığı ve inandırıcılığı kalır mı?

Devlet Bahçeli, Türk siyasetinde eşi benzeri görülmemiş bir profil olarak tarihe geçecek. Siyasette elbette saf değiştirmeler, farklı pozisyon almalar olur. Ama Bahçeli’nin yaşadığı keskin dönüşümün bir benzeri daha var mı, bundan emin değilim. Belki Süleyman Soylu, Numan Kurtulmuş gibi diğer hayal kırıklığı isimlerle yarışabilir, ama bana kalırsa yine birinciliği kimseye kaptırmaz.

zillet ittifakı

Bahçeli, yıllar evvel, Recep Tayyip Erdoğan için, “PKK kadar tehlikeli” demişti. Kendisini direkt terörist olarak nitelemişti. Bugün ise, PKK ve benzeri oluşumların Türkiye’nin bekasına yönelik tehditlerini savunacak yegane ismin Recep Tayyip Erdoğan olduğunu belirtiyor. AKP-MHP ortaklığından olmayan herkesi açıkça terörist ilan ediyor. Bu radikal dönüşümün izahını yıllardır ne kurt gazeteciler ne de siyasetçiler yapabildi.

AKP-MHP dışındaki tüm partileri “zillet ittifakı” olarak gören Bahçeli, CHP’yi PKK’nın reklamını yapmakla, İyi Parti’yi ise PKK’nın uydusu olmakla suçluyor. Dün de, yukarıda bahsettiğimiz gibi, Tayyip Erdoğan’ı PKK ile özdeşleştirmişti. Bugün Erdoğan’dan çok Erdoğancı. Peki, dün söylediğini yutan size, bugün halk neden güvensin?

kırılma noktası

Genel olarak Devlet Bahçeli’nin kırılma noktası olarak 15 Temmuz 2016’daki Fethullah Gülenci TSK mensuplarının darbe girişimi gösteriliyor. Deniyor ki, bu tarihten sonra Bahçeli, darbe girişiminin arkasında ABD başta olmak üzere Batı’nın olduğunu gördü ve bu nedenle ne pahasına olursa olsun Erdoğan’ın arkasında yer almaya karar verdi. Peki, iyi, güzel de; aradan geçen 4,5 yıl, artık yetmedi mi?

 

Bugün Cumhurbaşkanı Erdoğan, 15 Temmuz sonrası eline aldığı muazzam yetkilerle, cemaatçi tehlikeye karşı bütün kozlarını kullandı ve bu tehlike büyük ölçüde bertaraf edildi. (Siyaset ve medya hariç; buralarda halen esaslı bir temizlik yapılmadı ve yapılmak istenmiyor.) Üstelik Erdoğan, cemaatle savaşmak için bünyesine aldığı yetkilerin hiçbirini bugün geri vermedi ve ülke fiilen OHAL şartlarında yönetiliyor. Peki 15 Temmuz badiresi atlatılmışken, Bahçeli halen neyin savunmasını yapıyor?

Türkiye’nin bekası

Buradan yürütülecek bir mantıkla, Bahçeli’nin, aslında Türkiye’nin bekası için değil, tamamen MHP’nin çıkarları ve kısacası “oy” uğruna dün döylediklerinin tamamını yutmak pahasına Tayyip Erdoğan’ın yanında olmayı tercih ettiğini söyleyebiliriz. HDP (ve sonradan İyi Parti) karşısında barajın altında kalma tehlikesi dahi yaşayan Bahçeli, kendine can simidi olarak Erdoğan’ı buldu; bahane olarak da 15 Temmuz’u gösterdi. Bana kalırsa bu işin özeti budur.

 

Ve bu ittifakın hem Erdoğan hem Bahçeli için rahatlatıcı bir işlevinin olduğu açık. AKP, artık ekstra bir destekçisinin de rahatlığıyla, daha sert ve milliyetçi bir hava estirebiliyor. Bahçeli de Erdoğan desteğiyle, oy oranı sıralamasında belki 5. sırada olmasına rağmen iktidar ortağı olmayı başardı. İki taraf da kazançlı; kaybeden ise, maalesef Türkiye.

Benzer İçerikler

Editör: DurSoft

Haber ve Köşe yazılari Güncel konularda yazılmış ekonomik gündem köşe yazılarını yayınladığımız kişisel haber kanalımız dursoft.com.tr web sitemizde yayınladıgımız bütün içerikler web sitemizde ayittir kaynak belirtilmeden kulanılmamalıdır.